Ardında Yatan Hikayeleriyle Balkan ve Rumeli Türküleri

“Müziğin olduğu yerde kötülük barınmaz.” diyor Cervantes. İyileştirici gücü, huzur veren tarafı, içimizden geçenleri döktüğü dizeleri ile hayatımızın tam orta yerinde müzik. Bir de dilden dile, nesilden nesle aktarılan içinde kocaman bir toplum taşıyanlar var, bunlardan biri de Rumeli ve Balkan türküleri. Hem arkalarında öyle bir hikaye yatar ki çoğu zaman üzer bizleri. Kavuşamayanların, memleket özlemi çekenlerin, sevdiğini kaybedenlerin içinden geçenlere yol olmuştur bu türküler. İşte onlardan bir kaçının hikayesi…

Çalın Davulları(Selanik Türküsü)

 

Bazı türkülerin ardında üzücü bir olay yatar, işte Selanik Türküsü de bunlardan biri. Selanik vakti zamanında yetmiş iki milleti barındıran hoşgörü semti imiş. Rum’u, Ermeni’si, Türk’ü, Pomak’I kardeş gibi yaşar, kimse kimsenin ibadetine karışmazmış. Fakat 1893-94 yılları arasında onları derinden sarsan bir derde düşmüşler; kolera salgını. Zengin ve iyi kalpli Rüstem Ağa, kızı Fitnat ve yanında çalışan çok sevdiği Memet’in düğün hazırlıkları içindedir. Artık son günlere gelinmiştir, fakat kolera denen illet onların da kapısını çalar. Son on gün kala doktor, Rüstem Ağa’ya kızının kolera olduğunu söyler. Ne ilaç, ne tedavi. Hiç biri fayda etmez ve Fitnat, düğüne üç gün kala babasının kollarında can verir. Memet, Fitnat’ın selası okunurken, hem hüngür hüngür ağlar ve hem de Selanik’e ilenerek bu türkünün sözlerini söyler.

Deryalar

 

Birbirini çok seven Yusuf ve Feride’nine evlenmesine aileleri razı değildir. Yusuf bir gün plan yapar. Plana göre Arda Nehri’ni Feride’si ile geçmeleri ve izlerini kaybettirmeleri gerekmektedir. Böylece yeni bir hayat kurabileceklerdir. Bunu Feride’ye anlatır. Feride “Bizim kayıklar dayanmaz, gitmeyelim.” der ama Yusuf’un ısrarlarına dayanamaz ve yola çıkarlar. Ancak Feride’nin dediği gibi kayık dayanmaz ve dalgalar kayığı devirir. Yusuf boğularak ölür, Feride ise bir şekilde kurtulmayı başarır. Yusuf’un ölümü onu çok yaralar ve bu türküyü yakar.

Estergon Kalesi

 

Osmanlı’nın 1453 yılında ele geçirdiği Estergon Kalesi, yaklaşık 50 yıl sonra 80 bin kişilik Haçlı ordusu tarafından tekrar kuşatılır. O sırada kalede yalnızca 5 bin Türk askeri bulunuyordu ve yardım alma ihtimali yoktu. Estergon muhafızı Kara Ali Bey kaleyi teslim etmeyi kabul etmez. Düşman askerlerinin komutanını öldürürler, fakat bu sırada Kara Ali Bey de şehit olur ve yerine Lala Mehmed Paşa geçer. Düşman askerlerinin sayıca üstünlüğünün yanı sıra kalede susuzluk ve açlık başlar. Öyle ki, ıslak mermileri yalayan askerler vardır. Yeniçeri ayaklanmasının da başlaması üzerine kaleyi teslim etmekten başka çare kalmaz. Estergon Kalesi’nin elden çıkması ve verilen şehitler yürekleri dağladı ve nesilden nesle söylenen Estergon türküsü ile anılar canlı kaldı.

Vardar Ovası

 

Genişleme sürecindeki Osmanlı bir yandan Anadolu bir yandan da Rumeli’de fetih hareketlerine devam etmektedir. I. Murat döneminde Üsküp’ü kuşatan Osmanlı’ya sığınmak için çevre köylerden halk Vardar Ovası’na akın eder. Bunlardan biri de türkünün kahramanı bir genç kız. Vezir Çandarlı Ali Bey’İn oğlu Çandarlı Halil Paşa’ya sığınan genç kızı Halil Paşa sahiplenir. Bu sırada savaş kazanılır ve tüm Balkanlar Osmanlı hakimiyetine girer, fakat I. Murat şehit olur. Ordu da yanlarında Rumelili pek çok insanla geri döner. Çandarlı Halil Paşa’ya sığınan genç kızımız da Halil Paşa’yı çok sever, ona bağlanır ama memleket özlemi hiç bitmez. Böylece bu türküyü söyler.

 

Etiketler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir